Tuba Babuna'nın İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu'ya gönderdiği
4 Mayıs 2007 tarihli dilekçe

4 Mayıs 2000

İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu,

Ben 37 yaşındayım, iki üniversitede öğrenim gördüm. Bu dilekçeyi size yazma sebebim babam Cevat Babuna ve annem Semin Babuna'nın şantajlarına karşı duyduğum korku ve tavırlarından kaynaklanan endişelerimdir. Ben hayatımın büyük bir çoğunluğunu ailemle birlikte geçirdim. Ancak ailemin kardeşlerime ve bana karşı uyguladığı psikolojik ve fiziki baskı sonunda bizi evden ayrılmaya itti.

Babam son derece katı, merhametsiz, şiddetten zevk alan kişiliğe sahip bir insandır. Bu yönünün acısını yıllar boyunca evin içinde çok çektik. Çocukluğumuzdan bu yana kendi istekleri doğrultusunda olan her konuyu bize şiddet kullanarak kabul ettirmeye çalıştı. Kardeşlerim ve ben, babama son derece saygılı ve hürmetkar davrandığımız halde hiç yoktan sebeplerle çoğu zaman fiziki şiddet gördük. Özellikle erkek kardeşim, babamın yaralama girişimlerinden kaçmak için sürekli arkadaşlarının yanına kalmaya giderek kendisini kurtarırdı. Evin içinde babamın ve annemin bu tavırları nedeniyle hiç bir zaman huzurlu bir hayatımız olmadı.

Babamın oldukça büyük bir mal varlığı olduğu halde bizi yokluk içinde yaşattı. Büyük ablama gençlik yıllarında palto almayı reddettiği için ileri yaşlarına kadar kendisine küçük gelen bir paltoyla gezdirdi. Yediğimiz yiyecekleri, içtiğimiz suyu, odamızda çalışmak için kullandığımız elektiriği yıllarca yüzümüze vurdu. Bizim yetişmemiz ve sağlığımız için harcadıkları, evde hep büyük bir öfke konusu oluyordu. Okul masraflarımız ve zaruri ihtiyaçlarımız için para istemeye korkarak odasına girerdik. Çünkü cimriliğinin şiddetinden dayakla ve küfürle karşılık vererek kendisini rahatlatıyordu.

Babamın bize yaptıkları, hatırlamak istemediğim ve ömrümün sonuna kadar hafızamın bir köşesinde kalacak olan kötü hatıralardır. Arkadaşlarımın önünde defalarca sopayla dayak yedim. Hiç sebep yokken ufak tefek kızgınlıkları nedeniyle defalarca beni odaya kapatıp saçlarımı kesti. Vurduğu yumrukların şiddetinden kafamdaki tokaların parçalanarak etrafa saçıldığı çok olmuştur. Bu duruma bütün komşularımız ve yakın çevremiz de şahittir. Kardeşlerimi küçük yaşlarında belinden çıkardığı kemerle dövdüğü için o günlerin korkusu bu gün hala uykularımızı kaçırıyor. Babamın bize olan nefreti o kadar şiddetli ki, erkek kardeşim dünyada az rastlanan ölümcül bir kanser hastalığına yakalandığında bir an önce tedavi masraflarından kurtulmak için onu ölüme terketti. Sadece Amerikada yapılan deneysel bir tedavi uygularak yaşatılmaya çalışılan abim, hastaneden babamı telefonla aradığında sürekli yüzüne kapıyordu. Babama böyle yapmaması için rica ettiğimizde “işime karışmayın, nasıl olsa ölecek ne diye paramı boşa harcayayım” diyerek bizim de üzerimize yürüyordu. Bu nedenle kardeşlerimle bir araya gelip bu duruma bir çözüm aradık ve bize ait olan bütün mal varlıklarını satarak tedavi masraflarını üstlendik. Allah’a çok şükür bu gün abim bu tedavilerin işe yaraması sonucunda yaşıyor. Ancak eğer bizim elimizde paramız olmasaydı babam tedaviyi durduracak ve büyük bir ihtimalle abimin ölümüne sebebiyet verecekti. 

Annem ise erkek kardeşimin tedavi gördüğü 6 yıl boyunca bir kere dahi onu ziyarete gitmedi. Hiç bir sorunuyla ilgilenmedi ve tedavi masraflarının kesilmesine onay verdi. Annemin gayri meşru ilişkisi ise bizim haysiyet ve onur anlayışımıza dokunan başka bir sorunumuzdur. Bu durumu öğrendikten sonra annemi bu çirkin hayattan vazgeçirmek için çok uğraştık ancak bizi dinlemeyi reddedince evde daha fazla kalmamaya karar verdik.

Yukarıda da açıkladığım gibi babamın sürekli bize fiziki şiddet uygulaması ve annemin Türk aile yapısına uygun olmayan tavırları sonucunda evden ayrıldık. Ancak bu sefer babam ve annem eve dönmemiz için baskı yapmaya başladılar. Özellikle son zamanlarda ailemin bize yönelik baskıları çok yoğunlaştı. Her türlü karanlık çevreyle bağlatıya geçmeye başladılar. Masonlarla, satanistlerle, kadın satıcılarıyla birlikte hareket ederek bizi eve döndürmeye çalışıyorlar. Hem babamın hem de annemin gözü dönmüş durumda. Zor kullanarak bizi hiza etme düşüncesiyle hareket ediyorlar. Halbuki biz sevgiye, şefkate, moral değerlere ve mukaddesatımıza önem veren insanlarız. Onlar ise Anadolu ahlakına sahip hiç bir Türk ailesinin kullanmayacağı yöntemlerle bizim üzerimize geliyorlar.

Ne kadar karanlık insan varsa onları kullanarak bize komplo kurmaya çalışıyorlar. Kamuoyunda dedikodu yaparak, mafyayı, masonları ayaklandırıp üzerimize göndererek, basını yalanlarla aleyhimize kışkırtarak bizi hiza etmeye çalışıyorlar. Bizi eve döndürme konusunu bir inat haline çevirdiler ve kendi dediklerini yaptırmak için bizi tamamen gözden çıkarmış durumdalar. Tavırları, konuşmaları, bizi eve döndürmek için kullandıkları yöntemler adeta savaşı andırıyor. Büyük bir öfke ve nefretle hareket ediyorlar. Sırf dediklerini yaptırtmak için sağlığımızı, haysiyetimizi, şerefimizi hiçe sayıyorlar. Bu durumda eve dönsek bile çok tedirgin edici ve gerilimli bir ortam olacağı aşikar. Bu kadar büyük bir nefret ve hınçla üzerimize gelen insanların yanına dönmemizin mümkün olmadığını siz de takdir edersiniz.

Babam sırf hırslarını tatmin etmek için aylardır devlet organlarını ve halkı yanlış bilgilendiriyor. Bir sürü yalan söyleyerek kendisini mağdur bizi suçlu gibi göstermeye çalışıyor. Devletin yasal organlarını, hırsı için bu kadar vicdansızca kullanması da nasıl bir insan olduğu hakkında size bilgi verecektir zannediyorum.

İçinde bulunduğumuz ve tüm kardeşlerimin şahit olduğu bu duruma karşı sizden yardım istemekten ve ailemin yaptıklarının karşılığını yasal yollarla almalarını talep etmekten başka çarem kalmamıştır.

Saygılarımla
M. Tuba Babuna