29.04.2002
İstanbul 1. Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığına (2000.12)
Siz devletimizin adına layık güzide makamlardan birisiniz. Sahip olduğunuz kimlik bizlere büyük bir güven ve ferahlık veriyor. Vatana ve millete hizmet eden her Türk vatandaşı sizlerin gücünü ve desteğini arkasında hissederek aşkla ve şevkle çalışmalarına devam etmektedir. Ben yaptığı çalışmalarla kendisinin gerçek bir Türk genci olduğunu defalarca ispat eden Hasan Basri Güner’in annesiyim. Oğlumla iftihar ediyorum. O Atatürkçü çizgisi ve güzel ahlakıyla her zaman göğsümü kabarttı. Ancak yaşadığımız bazı olaylar bizi ziyadesiyle üzdü.
Şimdi sizlerden bundan sonra yazacağım satırları dikkatle okumanızı rica ediyorum. Çünkü evladımın ve bizlerin aydınlık geleceği sizlerin elinde.
Bundan yaklaşık iki buçuk sene önce oğlum emniyet güçlerince gözaltına alındı. Daha sonra konunun Bilim Araştırma Vakfı Davasıyla ilgili olduğunu öğrendik. Hasan’ın Organize Suçlar Şubesi'ndeki sorgulaması tam bir hafta sürdü. Bu süre zarfında oğlumuz içeride bizler ise dışarıda perişan olduk. Çektiklerimizi anlatmadan önce sizlere kısaca oğlumu tanıtmak istiyorum.
Hasan çok iyi bir eğitim aldı. Modern ve çağdaş bir anlayışla yetişen oğlumuz ailemizin tek erkek evladıdır. Eşimin vefatından sonra evimizin erkeği olmuştur. Özellikle kız kardeşlerine babalarının yokluğunu hiç aratmamıştır. Oldukça iyi bir tahsil yapan Hasan, Özel Moda Kolejinden sonra kişisel merakı olan alana yöneldi ve İstanbul Teknik Üniversitesi elektronik Haberleşme Mühendisliğini kazandı. 4 yıl aradan sonra hak ettiği mühendislik diplomasıyla bizlere büyük bir mutluluk yaşattı ve ardından bir başka idealini gerçekleştirmek üzere Boğaziçi Üniversitesi Atatürkçülük inkılâp Tarihi bölümünü kazandı. Yüksek lisansını tamamlayarak hiç vakit kaybetmeden iş hayatına atıldı. Hasan son derece kültürlü, Atatürkçü görüşüne sahip, devletine bağlı tertemiz bir Türk gencidir. Ne yazık ki başına gelenler onu çok sarstı. İnanın onu hayatı boyunca böylesine perişan bir halde görmedim. Evladımı ilk gördüğümde yıkıldım ancak başına gelenleri öğrenince ona tekrar kavuşabildiğime sevindim. Çünkü oğlum bir hafta boyunca gözleri bağlı elleri kelepçeli bir şekilde taş zemine oturtulmuştur. Sorgu sırasında şiddetli şekilde dövülmüş ve hatta üzülerek söylüyorum ki oğluma elektrik verilmiştir. Bunlar yetmiyormuş gibi kendisine ait olmayan uydurma bir ifade metni de zorla imzalatılmıştır.
Oğlumun böyle bir işkence ortamında hayatta kalmış olmasına şükrediyoruz. Oğluma yapılan eziyetler askeri bir resmi raporla da belgelenmiştir. Emniyetten çıktıktan hemen sonra Kasımpaşa Askeri Hastanesi kaburga zedelenmesinden ötürü Hasan’a 15 günlük rapor vermiştir. Bu raporu size de gönderiyorum. Gözaltındayken her gün sağlık kontrolüne gittiği halde yapılan eziyetleri doktorlara anlatamamış çünkü polisler muayene esnasına doktorun yanında beklemişler ve Hasan’ın olan biteni doktora anlatmasına fırsat vermemişler. Bakın size burada bir suçüstü belgesi sunuyorum. Hasan gözaltındayken alınan sağlık raporunda “bir şeyi yok” yazıyor ama gözaltı sonrasında alınan rapor 15 günlük ve “kaburga zedelenmesi var” diyor. Bu neyi gösteriyor. Bu şunu gösterir ki, benim oğluma ve diğer arkadaşlarına göz altı sırasında işkence yapılmıştır. Bu bir. Ayrıca bu işkenceler polislerin yanında hazırlanan raporlarda yer almamaktadır. Bu da iki.
Bunu sadece ben değil, adli tıp profesörleri de söylüyor. Bu konuyla ilgili olarak sakladığım bir gazete haberini de siz aktarmak istiyorum. Bu haber de Adli Tıp profesörü olan Sayın Şükran Fincancı’nın “görevliler muayene sırasında yanımızda duruyor, beğenmedikleri raporları yırtıyorlar” diye bir ifadesi var. Oğlumun darp raporuyla birlikte bu haberi de yolluyorum.
Demek ki profesör hanımın şikâyet ettiği durum benim oğlumun başına gelmiş. Polisler evladımın konuşmasını da doktorların doğru raporu yazmalarını da engellemişlerdir. İşte bu yüzden oğlumun canına mal olabilecek olan böyle kötü bir ortamda zorla imzalatılan ifadeler geçerli kabul edilmemelidir.
Zaten emniyetten sonra sevk ettikleri mahkeme en başında, savcılıkta alınan ifadeleri esas almış ve oğlum hakkında hiçbir suçlayıcı delil olmadığını görmüştür. Bu yüzden de doğal olarak tutuksuz yargılama kararı vermiştir. Ama sonra yapılan bir itiraz sonucu tekrar tutuklama kararı çıktı. Yine emniyet müdürlüğüne götürüldü ve aynı eziyetleri gördü. En kötüsü Hizbullah tarafından öldürülmüş gibi gösterilmekle tehdit edildi.
Bunların üstüne, bir de “bana eziyet edilmedi, baskı görmedim” diye bir kağıt imzalattırıldı. Ardından kamuoyundaki kasıtlı haberlerin etkisiyle yok yere cezaevinde aylarca tutuldu.
Yani baskı ve eziyetler sonucunda aslında hiçbir suçu olmayan, aleyhinde hiçbir delil bulunmayan ve tertemiz bir geçmişi olan oğlum aylarca cezaevinde yattı. Bu olayların görünen yüzüydü. Bir de bu olayların, ailemizin üzerinde meydana getirdiği maddi ve manevi tahribat var ki bunları yazmakla bitiremem.
Ne oğlum ne de yıllarca arkadaşlık ettiği gençler kesinlikle söylenen suçları yapmadılar. Neden olanların yaptıkları ve gün ışığı gibi ortada olan ülkemiz için faydalı ve gerekli çalışmalara bakılmıyor. Ortada onca çalışma var onlara bakmayıp neden aslı astarı olmayan şişirme dedikodulara bu kadar itibar ediliyor. Bu çelişkinin herkes farkında ve bütün Türkiye biliyor ki bu gençlere karşı gizli güçler tarafından çirkin bir oyun oynanıyor.
Ortada oğluma isnad edilen suçlarla ilgili bir delil yoktur. Siz de daha en başında bunu dikkate almış, arkadaşlarıyla birlikte oğlumu tahliye etmiştiniz. 2 yıldır mahkeme devam ediyor ve yapılan araştırmalar, incelenen tüm ifadeler oğlumun ve arkadaşlarının haklılığını ve doğruluğunu kanıtlamıştır.
Fakat tüm bunlara rağmen son celsede Sayın … Geçersiz emniyet ifadelerine dayanarak bir mütalaa verdi. Mütalaasında oğlum ve arkadaşları için ağır hapis cezası istedi. Bunu yaparken savcı 2 yıldır mahkemeye sunulan delillerin ve verilen ifadelerin tümüyle oğlumu ve arkadaşlarını temize çıkardığını göz ardı etti. Kısacası savcının hapis talebini aleyhte hiçbir delil olmamasına rağmen…
Sayın mahkemeniz iki buçuk yıla yakın bir zamandır boşuna mı delil topluyor, boşuna mı devlet kurumlarına raporlar hazırlattırıyor? Mahkeme heyeti boşuna mı tanıkları dinleyip değerlendiriyor? Mahkeme heyetinin gördüğü … bu kadar delil mahiyetindeki bilgiyi Savcı beyin mütalaasında hiç dikkate almamasını, sanki bunlar yokmuş gibi ceza vermekte ısrar etmesi de ne demek oluyor?
Neyse ki bu sorulara gereken cevabı sizlerin vereceğinden hiç kuşkum yok. Savcı beyin görmeden verdiği onca delili nasıl olsa asıl siz değerlendireceksiniz. Makamınızın adaleti uygulayacağına olan inancım benim en büyük umut ışığımdır.
Saygılarımla,
Türkan Güner
